Orijinalini görmek için tıklayınız
:
PKK Hack
haber
04-24-2007, 04:40 PM
Forumlari dolastim dolastim ve kolay birsey bek bulamadim ?
En Kolay Hack nasil olur buraya yazem.
internetcafe`ye gidiyorsun ve PKK yandasi bir Admin varsa orada Arkadas ve hatta Dost gibi davraniyorsun sonra bu Admin WC`ye gittigi anda Bilgisayarina sunu uyguluyorsun - Windows sys giriyorsun orda Boot resmini siliyorsun ve cöptende siliyorsun BITTI okadar.
Bilgisayarina tabiki simdi birsey olmuyor - Bu Admin Bilgisayari kapatiyor Evine gidiyor ertesi gün geliyor Bilgisayarini aciyor amaaaaaaaaa acilmiyor he he he.
Cok Kolay demi:D
Ultra_Hack
04-24-2007, 05:10 PM
Umarım Olur Denicem Ama Birazda Şans İçi Yahu!
AZRAİL.662
04-24-2007, 05:16 PM
muha muha hack yöntemi muha zuha
ditty
04-24-2007, 05:34 PM
süper işte aslında boot resimlerini silmek için bi programa yapılabilir. :D:D:D
turch
04-24-2007, 05:35 PM
konu sacma pkk hackle ne alakası var bende baslıgı gorunce dedım aha gıttı bı pkk sıtesı yasasın demıstım:S
haber
04-24-2007, 06:15 PM
turch
ben Türkiyede kalmiyorum - yurd disindayim - burda malesef cok böyle PKK LI var ve bizlerden para kazaniyorlar internetcafe... bence böyle daha etkili ve basit - hem Komik - bundan kolayini biliyorsan söyle - hazir bilgisayar önündeyken niye hattan hack yapmaya CALISAYIM ki? - sende dene ama YAKALANMASAN iyi olur.
hacker_fatih_08
04-24-2007, 06:17 PM
İnşallah dooğrudur deniycem :d:d
by_casus
04-24-2007, 06:20 PM
paylaşım için saol
kardesbune
04-24-2007, 06:24 PM
bunu bilmiyen mi var :D
haber
04-24-2007, 06:28 PM
ha sunuda söyliyem turch bende bu ara para KAZANIYORUM böyle 1 saati 50 EURO aliyorum - beni CAGIRDIKLARI zaman TAMIR icin ha ha ha. Ama dediyim gibi YAKALANMA! - illaki benim önerdigimi yapmana gerek yok tabi korkuyorsan. Madem amac böylelerine zarar vermek - kolay ve Aktion daha heycanli ve neticeyi gözlerinle gördünmü daha zefkli oluyor - bir basladinmi kolay kolay BIRAKAMASSIN.
haber
04-24-2007, 06:30 PM
Ayda 1000.- Euro HARCLIK FENA DEYIL DEMI turch?
Lamant
04-24-2007, 06:33 PM
aslolan sonuçtur :D :D yöntem her ne kadar safça olsa da
Enc0deR
04-24-2007, 06:33 PM
bende bi PKK sitesi hacklendi diye sevinmiştim baktım ki konuyla alakası yok:D
haber
04-24-2007, 07:14 PM
Bu arada bazi ise yaricek ama pek etkili olmayan (cok sükür) Hack yöntemleri okuyorum sitede - iyiki tam acik vermiyor kimse burda - sunu UNUTMAYIN - sadece Türk oglu Türk gezinmiyor bu sitede - onun icin bazi seyleri yazmamakta fayda var!...
:By_Rock:
04-24-2007, 07:17 PM
Güzel yöntemde sen bi yakalansan bunu yaparken varya... artık admin veya bir başkası bayaa bi kovalar seni...:P
dj-umut
04-24-2007, 07:17 PM
buna yindede insan pkk hack diyemez hahahahaha:D sacma
hacker_by
04-24-2007, 08:30 PM
saol güsel paylaşım
hacker_by
04-24-2007, 08:31 PM
saol güsel paylaşım
Sitedeki Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir..
djates20
04-24-2007, 08:40 PM
Bence PKKnin butun sitelerini cokertmeliyiz ama en buyuk sitesini cok hacklemeye calistilar ama sonuc olmadi starhackdeki en buyuk hackerler yapabildiklerini yapsinlar lutfen :( Hersey Vatan Icin
zagros1989
05-03-2007, 12:30 AM
Sitedeki Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir.. IvaW5kZXguaHRtbA%3D%3D
Sitedeki Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir.. %3D%3D
Sitedeki Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir..
Sitedeki Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir.. 5kZXguaHRtbA%3D%3D
Sitedeki Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir..
beyler bu siteleri nasıl hackleriz
[M][R][C]
05-03-2007, 12:42 AM
saol kardes :D
suikastçi
05-03-2007, 10:51 AM
yakalandığımız anda ne dicez birazda casusluk işine benziyor ris ki var
recep0245
05-03-2007, 11:05 AM
saol....
ahmetoktay
05-03-2007, 11:36 AM
beyler bu islem ise yarıyormu deneyen varmı
bu arada paylasım icin sagol kardes
Aloisi
05-03-2007, 11:40 AM
Arkadaş acayip profesyonel hacker yaa Kendi yöntemini kendisi bulmuş Hackerlik budur.. :D:D:D
crusin
05-03-2007, 10:10 PM
he valla pkk yla ne alakası var şimdi
ne güsel heveslenmiştik bi şerefsiz site daha çökertik diye yafff
ExxuuS
05-03-2007, 10:23 PM
gereksiz ve saçma bi konu....
zagros1989
05-05-2007, 08:40 PM
beyler onların sitelerini ne kadarda hacklesek adamlar hemen yenisini açar nereye kadar hackliceğiz
zagros1989
05-11-2007, 06:20 PM
A.Ö.: Her şeyden önce, değerli dostumuz Hasretyan’la buluşmayı önemli buluyorum. Yakın dönem tarihçisi olmasından cesaret aldığımızı belirtebilirim.
Sorduğunuz soru, 15 Ağustos Atılımını her yönüyle değerlendirmeyi gerektiriyor. Bu, sizi de sanırım yakından ilgilendiriyor. Biz bu dönem savaşımının 14. yılını da dolduruyoruz. Büyük ihtimalle 15. yılına da büyük bir savaş hızıyla gireceğiz. 15. yıl da en kapsamlı ve sıcak bir yıl olarak geçebilir. Tabii 30. yıla da girebilir, yakın bir dönemde sona da erebilir. Kesin bir şey demiyorum. Ama geriye dönüp on dört yılda yaşananlara baktığımızda, söylenecek şey çok var. Tarihçiler, aydınlar, siyasetçiler bu dönem karşısında fazlasıyla suskunlar. Bunun bazı önemli nedenleri var. Hiç biri buna hazırlıklı değildi. Yani sanki gökten bir taş düştü, sarstı, bir zelzeleye yol açtı. Halk da hazır değildi. Bu adımın sonunun böyle gelişeceğini ben de kestiremezdim. Bana göre devrimci anlayış, devrimci planlarımıza göre çok daha tertipli ve az hata yaparak gelişebilirdi. On dört yıl çabalarımı bu kadar sergiledikten sonra sonucun çok daha büyük olması gerektiğini her zaman söylerim. Kürt kişiliğinden kaynaklanan çok ciddi yetersizlikler ortaya çıktı.
Şüphesiz bazı güçlü yanlarda ortaya çıkmıştır, fakat askeri sanat olarak, onun da önkoşulu olan siyasi temelde verileni derinliğine özümseyerek, bu savaşı istediğimiz gibi yürütemedik. Bunu her şeyden önce belirtmeliyim. Aslında bunun dev gibi imkânlarını hep hazır tuttum. İlk adım atıldığından, ilk kurşun patlatıldığından tutalım şu ana kadar hazırlık çok kapsamlıdır. Belki dünyanın hiçbir ulusal kurtuluş savaşımında olmayacak kadar hazırlıklarını bizzat çok büyük bir dirayetle gerçekleştirdim. Sanmıyorum tarihte başka bir misali olsun. Özellikle bu hareketin, hamlenin sürekliliği ve yükseltilmesi açısından bu olumlu oldu. Fakat içi biraz doldurulsaydı, militan ve komuta düzeyinde de değerlendirilseydi, tarih bambaşka gelişebilirdi. Ama buna rağmen, bu adım esasta rolünü oynamıştır. Kuşkusuz bir tarih yaratılmıştır. İlkçağlardan tutalım ortaçağa, yakınçağa kadar olsun, çağdaş, güncel Kürt hareketleri açısından olsun, kendine özgü en kapsamlı ve ilk olma özelliğini gösteren bir harekettir, bir dönemdir. Üzerinde giderek daha kapsamlı durulacağı kanısındayım. Daha şimdiden bu adım, bu dönem bütün Kürdistan’ı ve diasporadaki Kürtleri de sarmıştır.
Bu adımın ilk kazanımlarını şöyle belirtebiliriz: Bir, Kürt sorunu bununla uluslararasılaşmıştır. İki, Kürt sorunu Kemalistler tarafından bile artık itiraf edilecek bir noktaya getirilmiştir. Üç, Kürtlerin kendileri kapsamlı bir biçimde kendi sorunları ile tanıştırılmıştır. Dört, bütün Kürt isyanlarının başına gelen kısa bir sürede yenilme ve ardından çok daha kötü yıkılma, büyük umutsuzluk ve inançsızlık içerisine girme kaderine son verilmiştir. Bu dönem yenilmez bir karakterde gerçekleştirilmiştir. Ki, bu ilktir. Çok isyan olmuştur, ama isyanların hemen hepsi yenilmiştir ve yenildiklerinden sonra da bir enkaz ortaya çıkarmıştır. Ki, o enkaz Kürtlerin daha da boğulmalarına, nefessiz kalmalarına yol açmıştır. Biraz bunların bilinciyle bu süreci yönlendirmeye ve yönetmeye çalıştım. Enkaz olmamak, yenilmemek, yenginin, başarının müthiş tarzını ve tekniğini ortaya çıkarmak, bütün isyanların başına gelen talihsizliği bunun da başına getirmemek için olağanüstü ve biraz da kendime özgü bir tarzla yönetmeye çalıştım.
Şimdi benim karşımda Türkiye Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel var. Bizim atığımız adıma 29. isyan ismini taktı. Süleyman Demirel başa geldiğinde, “Bütün isyanları yenmişiz” der. Türkiye içinde de büyük ihanetlerle, komplolarla bu yeni döneme başladı. Bize karşı faşist komploculuğu dayatarak, hiçbir hukuk ve insani gerekçeyi göz önüne getirmeden en kirli savaşlarından birisinin sorumluluğunu üstlenerek gelen Demirel, “Bu isyanında sonunu getiririm” amacıyla geldi. Bu demektir ki, bütün Türkiye egemenleri bu anlayış temelinde üzerimize çekilmeye çalışıldı ve gerçekten halen yenilme durumu yok. Kendilerini kandırdılar. Son süreçlerde Hakkari’de kitleyi bastırdılar. Mustafa Kemal’in, Türk Ulusal Kurtuluş Savaşı için, İzmir’de yaptığı konuşma gibi, bu da doğuda “Biz ikinci büyük ulusal kurtuluşu sağladık” diye konuşma yapıyor. Kendilerine göre adeta bir senaryo oluşturdular, onu seslendirmeye çalıştılar.
Tabii onlar eski Kürd’e, eski isyanlara bakarak hep kendilerini kandırdılar. Bütün söylemleri, bütün senaryoları eski Kürt klasiğine göredir. “Kürt başkaldırır, biz ezeriz, gerisini de istediğimiz gibi tamamlarız” düşüncesine sahipler. Aynısını bizim başımıza da getirmek istediler.
Tabii burada yine benim şahsi çalışmalarımın farkı vardı. Bu iş tamamen Kürt gerçeğinin derin çözümlenmesi ile yürütülmektedir. Yani oldukça bilimsel bir temelde yürüyor. Bunu kendileri kestiremiyorlar, halen çözebilmiş değiller. Bu işin sırı ne, nasıl yürütülmektedir? Bunu açıklamaya çalışıyorum. Her zaman kendime söylediğim bir söz var: Yaşamım süresince yenilginin olmayacağına dair eminim. Bu, iki kere iki dört eder gibi bir şeydir. Benim bu konuda hem büyük tecrübem var, hem de inanılmaz ölçüde kendimi koşullara göre yürütmekteyim. Yani yaptığım işte binde bir gerileme imkânına bile geçit vermeme biçiminde kendimi örgütlemiş, kendimi gerçekleştirmiş bulunmaktayım.
Bu çerçevede bu döneme bakarsak, şüphesiz birçok ulusal kurtuluş hareketi için, bir zafer için belki bu kadar çaba yeterliydi. Ama Kürt sorununun kendine özgü yönleri nedeniyle yetmediği açık. Halen bastırılma tehlikesi de vardır. Özellikle benim adım etrafında geliştirilen komplolar, suikastlar, boşa çıkarmalar çok yaygın. Bu konuda tehlike olabilir. Tehlike derken tümüyle yenilir, boşa gider demiyorum. Tereddüt uyandırıyor. Kürtler her an kendi kendilerini mahvedebilecek özelliklere de sahipler. Açık belirtmeliyim ki, Kürtlerin halen dirayetli, ne yaptığını bilen güçlü simaları oluşmuş değil.
Hepsine şu sözleri söylüyorum: Yeter ki, bir halkın geleceği için bir hizmet olsun. Sadece birlik için bana emir verin, yerine getireyim. Bunu bile yapmıyorlar. Sayın Barzani, sen Kürtler için benden bir talepte, hayırlı bir talepte bulun, ben senin emrindeyim diyorum. Kuzey Kürdistanlı güçlere, şahsiyetlere söylüyorum: Birlik için bir modeliniz varsa, ben size beyaz kâğıt imzalayayım, içini siz doldurun, yeter ki birlik olsun ve ihanete ***ürmesin. Yine ses yok. Burada acı bir gerçek olan, Kürtlerdeki önderliğin çok tehlikeli bir konumda oluşudur. Kendini yabancı iradeye çoktan direkt veya dolaylı bağlamıştır. Tehlike başından büyük, onun için insan kesin konuşamıyor. Kendi içimizde de bunun örnekleri çok. Her an şahsi bir meseleden dolayı, hatta kafası bozulan ikinci gün soluğu düşmanda alıyor. Kürd’ün karakterinde bunlar var.
M. A. Hasretyan.: Vardır.
A.Ö.: Vardır, var olmaya da devam edecektir. Bu nasıl önlenebilir diye sürekli büyük bir çaba söz konusu. Şimdi bu kayıtları da düştükten sonra, bu hamle süreci herhalde Kürt tarihinde, hatta devrimler tarihinde, Ortadoğu’da etkileri giderek büyüyen çok önemli bir gelişmeye adaydır ve süreceğe de benziyor. Bölge için, uluslararası alan için etkisi nedir? Buna fazla değinmeye gerek duymuyoruz. Ama yalnız Kürtler için söylersek, zaten halkın şu andaki coşkusu göz önüne getirildiğinde, umudu da başarı hırsı da en fazla olan bir dönem yaşanıyor. Halk, hatta sıradan savaşanlar benden daha fazla başarıya kendilerini inandırmış durumdalar. Ben gerçekten hiç birisi kadar heyecanlı değilim. Başarıyı da kolay görmüyorum. Ama herkes ha bugün, ha yarın zafer günüdür diyor. Böyle inanmışlar. Bu nedensiz de değil.
İlk defa bu kapsamda bir gelişmenin gerçekleşmesi, tarihte eşi görülmemiş bütün bu operasyonların sonuçsuz bırakılması, inancı sürekli geliştiriyor. İşin en önemli yanı bunu bilmeleriydi. Bilerek sorumluluklarını yerine getirselerdi daha iyi olurdu. Tehlike burada zaten. Biraz da bunun bütün yükü halen bana yığılmış durumda. Ama buna rağmen, şahsımla da bu süreç devam ederse kesin başarıya inanıyorum. İnancım başlangıçta haklılıktaydı, doğruluktaydı, ama şimdi bizzat pratiğin kendisi de başarılı olunabileceğini gösteriyor.
Yakın dönem katliamları var. Diğer örneklere fazla değinmeye gerek duymuyorum. Helenler Anadolu’nun en eski halklarındandı. Bir iki isyan da etmediler, tasfiye oldular. Asurilerde, Süryanilerde isyan bile diyemeyeceğimiz bazı kıpırtıları olduğunda, onlar da tasfiye edildiler. En bilinçlileri Ermenilerdi. Ermeni ulusal hareketi 19. yüzyıl sonralarında geliştirilmeye çalışıldığında, 1915’te katliamla adeta tarih sahnesinden yok edildiler. Ermeni halkının yaşadığı yerler açısından söylüyorum. Kürtler de aslında böyle bir katliam süreciyle belki de en kötü bir biçimde karşı karşıya idiler. Ermeniler üzerindeki yakın dönem katliamları, Yahudiler üzerindeki katliamdan daha az tehlikeli değildir. Hatta daha acılı, daha soysuz, daha çürütücü bir biçimde olmuştur. Ermeniler neden hızlı katledildiler? Çünkü Ermeni bilinci, ‘ya özgür olmak, ya olmamak’ ikilemi biçimindedir.
Kürtlere dayatılan, “Seni ezer yenerim, ama seni iyi Türkleştiririm de” biçimindedir. Ermenilerin Türkleştirilmesi kolay değil. Bunda dini etkenler de var. Kendilerini daha derli toplu örgütlendirdiklerini de biliyoruz. Kürtlerle Türkler arasında ortak din ve kültür yakınlığını var, coğrafya olarak da iç içelik geliştirilmiş. Çok derin bir Kürt işbirlikçiliği tarihten beri süre geliyor. Dolayısıyla Türkler fiziki imha yerine Kürtlerin ruhi, kültürel yutulmasını daha uygun buldular. Şimdi fiziki imha da var, ama daha kötü olan ruhi ve kültürel imhadır. Kürtlerin ayrı sosyal ve siyasal varlığına tahammül etmek şurada kalsın, onu daha da yuttular. Yeni dönem Kürt sosyalleşmesi, siyasallaşması yüzde yüz Türk egemen ulusunun ve sınıfının içinde erime biçimindedir.
Türk egemenliğinden daha fazla, yani kraldan daha fazla kralcı bir Kürt işbirlikçiliği söz konusudur. Asimilasyondan geçerler, ama ezici bir biçimde kendilerini en iyi Türk sayarlar. Gerisi de çoban bir halk durumundaydı. Gerçekten Kürtlük diyebileceğimiz kesim, düşünceden kesilmiş, hatta karnını bile doyuramayan çoban bir Kürt’tü. Şimdi bu Kürd’ün devrim yapması imkânsızdır. Bu Kürt zozanlara, dağların kovuklarına sıkıştırılmıştı. Dört bin yıl öncesini yaşıyor. İlkel komünal toplumun kurallarıyla yaşıyor. Bunları da dağda hayvancılık yapsınlar, Türk ekonomisine katkıda bulunsunlar diye bırakmışlardır. Bunlar zor işleri yaparlar. Bol bol sığır beslerler, biraz tarımcılık yaparlar. Türk kapitalizmi için de bunlar faydalıdır, o yüzden çoban Kürtler bırakıldı. Diğerleri eritildi.
Şimdi bizim hareketimiz bunları değerlendirerek ortaya çıkan bir harekettir. Bu anlamda istisnaidir, mucizevidir. Beklenmedik bir olaydır. Çünkü böylesine ulusal ve toplumsal koşullarda aslında doğallığında bir hareketin oluşmaması gerekirdi. Bu önemli, benim misyonumu anlamak açısında çok önemli. Böyle bir Kürd’e bakarak, kimse hareket düzenleyemez. Ermeni hareketi oldu, ama Ermeniler kapital bakımından çok ileriydiler. Bilinç yönü ile çok gelişkindiler.
M. A. Hasretyan.: Fakat onlar da korumadılar.
A.Ö.: Başına bela oldu diyelim. Erken bilinçlenme, erken isyan Ermeni’yi mahvetti. Fakat Kürt olayında bilincin kırıntısı da yok. Varolan hızla asimilasyonla eritiliyor ve birkaç tanesi çıkıyorsa kellesini kesiyorlar. Yani binde bir ihtimal yok. Bu nasıl oldu diyeceksiniz.
Ben 15 Ağustos öncesini daha önemli bulurum. Ankara’daki çıkış, Diyarbakır’dan çıkış, Kürdistan’ı dolaşma benim için her birisi başlı başına bir tarihtir. Ama 15 Ağustos Atılımı resmi bir savaş ilanı olduğu için, şu anda herkes “PKK eşittir, 15 Ağustos Atılımı” diyor. Bir anlamda doğru da olabilir. Fakat benim açımdan, 15 Ağustos öncesi çok daha önemli ve zordur. Tarihte belki ilk defa aşiret temeline dayanmayan, isyan niteliğini aşan, başarılı diyebileceğimiz bir taktik temelde yürütülen, ideolojik ve siyasi olarak son derece zor da olsa bir çizgiye sahip olan bir hareket var. Yani bilinci ve ideolojisi var. Ayrıca inanılmaz bir biçimde kendini kitleselleştirdi. Bütün Kürdistan parçalarını manevi, ruhi bütünlüğe kavuşturdu. Yani gerçek bir ulusal hareket söz konusu. O çok bölünüp parçalanmış Kürdistan gerçeğini aşabildi. Muazzam bireyci, küçük amaçlı Kürd’ün her işi bozma hastalığını önledi. Bu çok önemli. En azından bizim içimizde bu gerçekleştirildi. Tabii şimdi bu bütün Kürdistan çapında gerçekleştiriliyor.
Kürt hareketlerinin tarih boyunca kaderidir; esas itibariyle darbeyi hainlerinden yer. Biz güçlü olan ihaneti önemli oranda sınırlandırdık. Kürt olayında çok dengesiz bir durum var. Türk egemenleri kendi tarihlerinin en güçlü müttefikleri ile üzerimize geldiler. 12 Eylül darbesi ABD ve Avrupa tarafından desteklenmiştir. Hatta Sovyetlerdeki çözülüşten sonra bu devlet tarafından da desteklenmiştir. 15 Ağustos Atılımı açısından geçirdiğimiz süreç en talihsiz bir dönemdi. Bunlar önemlidir, ileride daha iyi değerlendireceğiz. Almanya çok acımasız bir biçimde destekledi. Halen her devlet, Türklerden istediği payı alma temelinde, 15 Ağustos Atılımına karşı Türkiye Cumhuriyeti’nin dış politikasını sonuna kadar destekliyor.
Bu dış politikanın da temeli, bu isyanı veya bu savaşı yenmek için Türkiye’yi tümüyle peşkeş çekmek oldu. Ekonomisinden tutalım kültürüne kadar, denizlerinden tutalım dağlarına kadar, madenlerinden tutalım stratejik önemine kadar hepsini peşkeş çektiler. “Bu isyanı desteklemeyin, tecrit edin, karşı durun, en çok karşı çıkana en çok imkân sunarım” denildi. Bu çok acımasız bir politikadır. Diğer Kürt hareketleri de bizim hareketimize ilgi göstermediler. Hatta uzun süre kuşku ile baktılar. “Ha bugün, ha yarın yenilecekler, üç aylık ömürleri vardır” diyorlardı. Hep böyle yaptılar. Hatta içimizdekiler, “Canımızı veririz, ama fazla inancımız yok” diyorlardı. O psikolojiyle bu savaşa katıldılar. Şimdi hepsi boşa çıktı. İçimizdeki inançsızlar, hainler, bütün dünya devletlerinin çıkar politikaları bana göre bu geldiğimiz günlerde büyük oranda darbe yemiştir, aşılmıştır. Kısaca en zor süreç geride bırakılmıştır. Tersine gelişmeler vardır.
Şu anda Türkiye Cumhuriyeti kuşatma altına alınmıştır. İhanet kuşatma altına alınmıştır. İnançsızlık, küçük amaçlı yaşama kuşatma altına alınmıştır. Bunun yanında, halkta birlik ileri düzeyde gelişim gösteriyor. Dostlarda ileri düzeyde gelişim ortaya çıkıyor. Bunu Amerika’ya kadar dayandırabiliriz. O, politikasını gözden geçirmeye hazırlanıyor. Ortadoğu ülkeleri, klasik sömürgeci devletler politikalarını gözden geçiriyorlar. Hatta Kemalist Türklerde bile bu gözden geçirme işi var. Böyle önemli bir duruma gelmiş bulunuyoruz. Bütün bunları birleştirdiğimizde sanırım 15 Ağustos Atılımının sadece tarihi önemde değil, Kürtler için en önemli bir ilk olduğu anlaşılır. Her şey başarılmış değil, ortada büyük sorunlar var. Fakat çözüm şansı yüksek olan bir hareket olduğu, devrimin sadece ulusal değil, büyük bir sosyal ve kültürel değerinin olduğu artık iliklerine kadar özümsenmiştir.
Büyük bir diplomatik ilki de gerçekleştirdiğini belirtmemiz gerekiyor. Bütün bunları böyle alt alta sıraladığımızda, herhalde Kürtlerin kendilerini bulmasında, uluslararası kamuoyuyla tanışmasında, hatta kendilerini kendi düşmanlarıyla tartıştırmada ilktir. Hatta kendilerini kendilerine kabul ettirmede bir ilktir. Belki çok zordur. İnanılmaz gibi gözükür, ama bir kere söylediğim gibi olmuştur. Dost da, düşman da, hatta bizim partililerimiz de “Bir kere oldu” meselesini doğru kavramak durumundadırlar. Kavramasanız ne olur? Ayıp olur. İyi bir tarihçi olamazsınız. İyi aydın olamazsınız. İyi önder, iyi savaşçı olamazsınız. Bu işi buraya kadar geliştirdikten sonra, “Neden böyle oldu?” diye bende kusur mu bulacaksınız? İyi olmuştur derim. Düşman zorlanıyorsa zorlansın. Çünkü o düşmandır, çok haksızdır. Hiçbir biçimde savunulamayacak kadar bir düşmanlık yürütmektedir.
Kürt halkı zorlanıyorsa zorlansın. En soylu vatan davasına, özgürlük davasına bu kadar yabancılık olmaz. Başına bin defa daha zorluk gelse de yeridir. Dostlarımız da vicdanlı olsunlar. Burada ne de olsa bir halk var. İnsanlıkla ilişkiler söz konusu ise bunun tanınması gerekir. Bütün bunlar bizim haklı olduğumuzu, düşman tarafından bile kabul edilmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Ama daha iddialı olanlar, ileri dostlar varsa, onların çok daha yüksek ilgi ile eğilmeleri gerekir. Militanların çok daha özlü bu savaşa katılmaları gerekiyor. Çünkü ilk kez tarih yaratılıyor. Bunsuz yaşam olmaz.
Dolayısıyla bu büyük on dört yıllık savaş süreci ağır soru işaretleri ile yürütülmektedir. Ama cevaplar çok yetkincedir. Çok ciddi bir talihsizlik, anormallik olmazsa, başarıya en yakın bir Kürt direnmesidir ve Kürt şahsında da bir Ortadoğu devrimidir. Hatta genelde devrim süreçlerinin büyük darbe yemiş olmaları açısından da günümüzün en iddialı uluslararası devrimidir.
M. A. Hasretyan.: Teşekkür ederim, Sayın Başkanım. Birçok sualimin cevabını verdiniz.
zagros1989
05-11-2007, 06:21 PM
A.Ö.: Şimdi Türkiye’de Kürtlere yardımcı olabilecek fazla teşkilat yok. Fazla açıklamaya gerek duymadan şunu özetle belirteyim ki, mevcut özel savaş rejimi bütün ordu içinde, sivil siyasi kurumlarda, hatta spor ve sanat kurumlarında, tüm ekonomik teşkilatlarda dizginleri eline almıştır ve hukuk dışı bir yöntemle devleti yönetmektedir. Bu, özel savaş yönetimine büyük bir avantaj sağlamakla birlikte, büyük dezavantajları da getirmektedir. Toplumu son derece ağır bir bunalım içine itiyor. Kürdistan’daki savaşım uzadıkça bu bunalım daha da derinleşiyor, çete devleti giderek açığa çıkıyor ve buna tepki duyan yeni yaklaşımlar gelişiyor. Bunlardan birisi, insan hakları projesidir. Faşist partilerden tutalım sosyal demokrat partilere kadar, hepsi yeni değişikliklerden, demokratik katılımdan bahsediyorlar. Türkiye’nin demokrasisiz yürüyemeyeceğini herkes söylüyor. Ama bu söylem düzeyindedir. Henüz pratiğe inmemiş.
Birçok sivil kurumda, hatta ordunun kendi içinde de demokrasi projeleri oluşturuluyor. Her ne kadar demagojik olsa da, Türkiye’de koşullar objektif olarak Kürt sorununa demokratik bir çözümü dayatıyor. Kirli savaş bütün ipleri elinde tutmasına, hukuk dışı ve antidemokratik temelde muazzam bir baskıyı, savaşı en kirli yöntemlerle sürdürmesine karşı, böylesine büyük bir demokrasi arayışı, demokrasiye açılım paketi söz konusu. Bugün en güçlü parti diye gözüken Refah-Fazilet partisi bile “İnsan hakları ve demokrasi bizim birinci talebimizdir” diyor. Çok ilginçtir, Erbakan geçenlerde bir demeç verdi: “Tek madde, insan hakları ve demokrasi” diyor. Şimdi bu bütün ortamı etkilemiş bulunuyor. Umarım bu, demagojik ve söylem düzeyinden iner, pratikleşmeye doğru gider. Bu yönlü gelişmeler hızlıdır. Mevcut Mesut Yılmaz Hükümeti de seçimlere nisan ayında gidecek. CHP bile geniş bir demokrasi paketi açıyor. Bu, Kürt kimliğini kabul etmeye kadar varıyor. Demagojiktir, ama artık zorunluluktur.
Kürt cephesinde de büyük bir ulusal uyanış ve demokratik arayış var. Bunların hepsi birleştiğinde, sanıyorum Türkiye’nin bu şoven kalıpları kırılır. Savaşın etkisiyle olduğu kadar barış akımı da sanırım güçlü bir biçimde devreye giriyor. Bunların hepsinin birleşik ifadesi umutlarımızı artırıyor. Türklerdeki demokrasi ve barış arayışı kesinlikle gereklidir. Çünkü Türk halkının, hatta Türk devletinin başka türlü kendini toparlanması mümkün değil. Mutlaka bir değişiklik olacak. Onlar bu değişikliği bize kadar da yansıttılar. Şunu demek istiyorlardı: “Belli bir işbirlikçiliği kabul edin, biz Kürt haklarında bir açılım yapacağız.” Yani Kürt iradesinin kırılması temelinde bu yapılmak isteniyordu. Biz, hayır, irade kırılamaz dedik. Özgürlük iradesini kabul etmeniz temelinde, Türkiye’nin bütünlüğü dahilinde her türlü çözüme varız.
Hatta bu konuda generallere de bir mektup yazdım. Mektubum epey tartışmaya da yol açtı. Üç tane husus belirtmiştim. Birinci husus, Türkiye devletinin sınırları dahilinde bir çözüm arıyoruz, kesinlikle Türkiye’yi parçalama diye bir yaklaşımımız yok. İkinci husus, Türkiye ağır bir bunalımdan geçiyor, devlet mutlaka kendini yeniden yapılandırmak zorundadır. Yeniden yapılanma da çoğulcu demokratik temelde, yani her tür kültüre, kimliğe yanıt veren, kesin demokratik uzlaşmaya yanıt olabilen bir anayasa gerekiyor. Bu, çoğulculuk ve her çevrenin katılımıyla olur. Öyle tepeden inme yöntemlerle olmaz. Bu savaşın da karşılıklı bir ateşkesle sonuçlandırılması gerekir. Bu anlamda bir mektuptu ve yankı yaptı. Eğer Türkiye’ye çıkış yaptırılmak isteniliyorsa bu temelde olacaktır. Öyle inanıyorum ki, çok katı bir Kemalist rejim, yeni bir faşist darbe, yeni bir ordu darbesi bu gidişatı durduramaz. Çoğu denendi, denenmeyen darbe kalmadı, denenmeyen baskı yöntemi kalmadı. Tek yöntem, barışçıl demokratik çözümdür. Zor da olsa bunun gelişeceği ve başarılacağı kanısındayım.
zagros1989
05-11-2007, 06:23 PM
Cara yekeme ku ez ewqasî kûr li vê malperê mêzedikim. Rastî jî destê xebatkarên ku vê malperê derdixin saxbe.. malperek pir baş amadedikin lê hin kêmasiyên wê jî hene ger ew jî ben derbazkirin wê tam li gorî navê xwe be, yanî wê tam bibe roja ciwanan.
Roja ciwan bi nivîs û nûçeyên xwe ji bona ciwanan wê bibe beşek çavkaniya agahiyan. Lê divê ku ciwan bixwe jî xwedî li vê malpera xwe xwedî derkevin û bi nivîs, nêrîn û xwendinê vê malperê hîn dewlementir bikin.
Belê çerxa ku em niha tê de dijîn çerxa teknolojiyê ye. Ger mirov teknolojiyê jibona berjewendiyên xwe bi rêbazên baş bi kar bînê, tiştek pir başe, lê ger ne wisa be jî teknoloji ji bona mirov dikare bibe xeterek herî mezine jî.
Jiber ku girêdana zêde bi teknîkê re mirov dike robot jî. Bi taybetî jî jibona ciwanan ev yek zedetir girînge. Jiber ku ciwan di temenekî de ne ku her tiştî pir zû digrin û xwedî zîhneke p**ij û taze ne.
Vê malperê pir ciwan dişopînin. Û ligorî min endamên wê pirr in. Lê kêmasiyek ku min di vê malperê de dît, ew e ku nivîsên ciwanan bixwe têde hindikin.
Xwendin, şopandin pir başe, lê ger ciwan bi nivîsên û nêrînên xwe alîkariyê nedin vê malberê, wê tu cûdahiya wê malberê jî ji malberên dîn nemîne. Ji ber ku gelek malperên ciwanan yên dîn jî hene. Bi taybetî jibona ciwanên Kurd ev malper xizîneyeke ji bona ahagiyan.
Belê, min îro piraniya dema xwe da xwendina vê malperê. Tê de nivîsên baş û pir xweş hene. Gelek ji van nivîsan xwurt û hêja ne.
Ez nikarim bêjim nivîsên wan kêmin an jî jibona agahiyan têra ciwanan dikin lê di warê nivîskaran de divê ciwan bixwe zêde binivîsin, piraniya nivîskarên rojaciwan him temenê wan pir mezinin û him jî ev nivîskar ji xwe di rojname, kovar û malperêndîn de dinivîsin dema di wê malperê de jî dinivîsînin hem ev malper jî weke malperên dî dibê û zêde bala ciwanan jî nakşîne. Ji bona vê jî ez dibêm divê ciwan bixwe di malbera xwe de binivîsin.
Lê jiber ku min di serî de jî got ez cara yekemîne ewqas kûr li vê malperê dinêrim ji bona vê ez niha nikarim zêde rexne bikim. Di warê nûçeyên germ de pir xweşik tê amadekirin lê di warê nivîskaran de kêmasiyêkheye. ew jî ewe ku ciwan bixwe li gorî tê xwestin xwedî li malpera xwe dernakevin.
Ez jî bi vê nivîsê di serî de rexnedayîna xwe didim ku ez jî wek ciwanekê heya niha bi berpirsyarî nêzî vê malperê nebûm. raste min carna dişopand lê ne ewqasî kûr Tenê min malper vedikir, nûçeyek nû yan jî nivîseke ku bala min dikişand, min dixwend û ez piştre jê derdiketim. Ji bona wê yekê ez niha nikarim ciwanan rexne bikim ji ber ku li malpera xwe,xwedî derketine. Lê divê em bi taybetî beşa kurdî ya vê malperê bi alîkariyeke hindik be jî dewlemend bikin. Ji ber ku birastî jî di van salên dawî de ji bo xwendin û nivîsandina bi kurdî de derfetên pir mezin ketine destên me .
Dîsa bi taybetî nivîskarên keçên ciwan pir hindikin di vê malperê de û nivîsên girêdayî rewşa ciwanên keç jî hindikin. Jiber ku rewşa keç û jinên me jî tê zanîn her roj rastî zehmetî û zordariyekê tên. ew çi di warê dijwarîya di nava malbatê me de be û çi jî di warê danûstandina li gel hevalên xwe de be û çi jî li gor pêvêndiyên xwe tevlî jiyana ku deverên lê dijîn be jî keçên me pir zehmetiyan dikjînin....
Ez jî bi vê nivîsa xwe dixwazim edî destpêkekê bikim û bibim xwendekarek Rojaciwan. Û bang li tevahiya ciwanên Kurd dikim, verin em bi zimanê xwe alîkariyê bidin vê malpera xwe û bi nivîs û nirxaendinên xwe, vê malperê dewlemend bikin.
Carek din ez dibêm kesên ku ji bona vê malperê kedê didin, destê wan saxbe. ji were serkeftin ....
zagros1989
05-11-2007, 06:24 PM
Bihara ku li bendê bûm hat û di ser temenê min re borî. Xeyalên zarokane, hêviyên xeşîm di nava xemla biharê de li benda tîrêjên rojê man.
4’ê Nîsanê; detpêka biharê, destpêka jiyanê, heyecana nûhbûnê, evîna jînbûnê, roja tarîtiyê ji holê radike û bedewiya xwezayî derdixîne holê.
Lê îsal rojava ku rewşa tendûristiya Rêber APO mora xwe di rojevê da. Dema ku ez vê nivîsê dinivîsim jî hînê her roj buyer û pêşketinin cûrbe cûr derdikevin pêş. Lê divê dîsa jî ez roja 4’ê Nîsanê binivîsim.
Dîsa bihar e, dîsa roja geşbûyîna rojê ye. Dîsa dixemile bihara dilê min. Dîsa bihara te li ser dilê me palvedaye. Dîsa 4’ê Nîsanê roja ji dayîkbûna kesên azadîxwaz. Piştî zivistaneke sar û serma biharek wiha germ wê di dilê mirovan de cihê xwe bigire...
Kesên ku ji tirêjên rojê aciz dibin çiqasî tirêjên rojê dûrî mirovahiyê bixin jî wê tirêjên rojê dîsa dil û rûyê bi germahiya xwe germ bike û bi şewqa xwe jî ronî bike.
Dibe ku rojê dûrî mirovan bixwin, lê wê dîsa tîna rojê xwe bighîjîne mirovan.
Di jiyanê de tişta herî xweş ma ne azadiye? Ma di nava bi sedan şeran de hêviya azadiyê û jiyana azad ne veşartiye? Azadî di dilê mirovan de weke ronahiya heviyê ye. Azadî tiştek wisa ye ku ti sinoran nas nake û ti sinoran jî qebul nake. Azadî tiştek wisa nîne ku mirov li bendê be ji mirov re bê dayîn, divê ji bo wê tim û dayîm di nava lêgerîn û tekoşinekê de be. Ji bona azadî û jiyana azad gelek bedel hatin dayîn û wê bên dayîn jî lê divê jibo tekoşîna azadiyê ti caran şert û dem neyên dayîn. Ji bo azadbûyîn û jiyana azad divê tim hewldan û lêgerîn hebe, ji ber ku jiyana mirov tim bi lêgerîn û tekoşînê derbas dibe.
Ji bo jiyanek bi nirx me jî piri bedel dan û emê hînê jî bidin. Emê jî weke yên beriya me tim û dayîm di nava lêgerînekê bin. Em ti car bê hêvî nemînin ji ber ku tîna rojê germahiya xwe li ser me nebir. Tim bi tîrêjên xwe dilên me û hêviyên me germ kir. Ji ber ku tiştek fêrî me kir ‘hêvî ji serkeftinê qîmettire.’ Em fêrî vê yekê bûn û em bi vê yekê re tim meşiyan. Di meşa xwe ya rêya azadiyê de û emê tim bi vê hêviyê jî bimeşin.
Roja me, em fêrî tiştekî kir, ew jî sebirkirin e. Lê niha êrişên li hemberî roja me tên kirin, sînoran derxîne pêşberiya sebra me. Ji ber ku sedema jiyana me serokatiya me ye. Em bi tîrêjên wî dijî û em bi tîrêjên wî germ dibin, hêvî dikin û sebir dikin.
Dibe ku di rojên pêşiya me de pêşketinên pir cûdatir rû bidin. Lê divê em ji her demê zêdetir, vê demê li dora roja xwe kom bibin û ewrên berbi roja me ve tên belav bikin. Ji ber ku roja me hêviya azadiya me ye, daxwaza evîna me ya welatê me ye. Ji ber ku Rêber APO kedek pirr mezin ji bo azadiya me da û divê em jî xwedî li vê kedê derkevin û ji her demê zêdetir di vê demê de em ji Rêberê azadiya xwe re bibin bersiv. Ew êrîşên ku li hemberî Rêberê me û gelê me tên kirin, divê ji aliyê me ve jî bersivek pirr xurt bistînin da ku careke din komployên nû ne li hemberî Rêberê me, gelê me û rêxistina me jî dernekevin holê. Ji ber roja me em fêrî tişkî kirinê li himberî zilm, neheqî û zordariyê ti carî bê deng nemînin, û divê vê demê em jî li himberî êrîşên ku li ser roja me û rêxistina me tên pêşxistin weke gel û weke kesên azadîxwez bê deng nemînin.
Di demek wiha ku tevahiya hêzên komploger li ser tinebûyîna me dixebitin divê em di nava têkoşîneke pirr alî de bin. Û bersiva herî xurt ku em bidin wan hêzan jî ji her demê zêdetir xwedî rêberê xwe û gerîllayên xwe derkevin. Ji ber ku me wisa naskir jiyan û divê em bi tekoşîn û xebatên xwe yên pêşxistî xwedî li doz û azadiya xwe derkevin.
Divê em îsal ji her demê zêdetir bibin evîndarê azadiyê û ji her demê zêdetir ji welatê xwe û gelê xwe hez bikin. Bi tenê weha em dikarin bersivê bidin hêzên xwîndar. Divê ciwanên kurd û jinên kurd ji her demê vê demê li dora rêxistin û rêberê xwe bin. Û xebatên xwe jî ji her demê zêdetir di vê demê de xurt bikin. Ji ber ku hebûn û tinebûna Rêberê me, rêxistina me hebûn û tinebûna ciwan û jinên me ye.
Bi hêviya tîrêjên rojên xweş û geş ez rojbûyîna Rêberê Azadiya xwe jî pîroz dikim
zagros1989
05-11-2007, 06:25 PM
M. A. Hasretyan.: Sayın Başkanım, söyleyebilir misiniz? İki üç gün evvel Beyrut’ta bir konferans gerçekleşti. Bu konferans Kürt ve Ermeni ilişkilerinin geliştirmesi için yardımcı olabilir mi?
A.Ö.: Kürt-Ermeni ilişkilerinin hem tarih içinde, hem de -çok talihsiz bir dönemde de olsa- günümüzde bir kez daha değerlendirilmesine ihtiyaç vardır. Derin bir tarihçi hemen şunu tespit eder: Hem tarih açısından, hem de kaderlerin ortaklığı açısından belki de en iç içe yaşayan iki halk, Kürtler ve Ermenilerdir. Ben küçük bir anımı da dile getirsem, sanırım daha iyi bir anlatım için hizmet etmiş olurum.
Babamın bazı işleri için hep gittiği eski bir Ermeni köyü vardı. Köy katliamla birlikte tamamen Türkleşmişti, ama bazı Ermeni kalıntıları vardı. Benim babamın gittiği evler, Ermeni kalıntılarının olduğu evlerdi. Kilim dokurlardı. Babam da kilim yapmak için yünü oraya götürürdü. Yani bizim evin kilimlerini Ermeniler yapardı. Yine ilk defa dükkân olayı ile ben orada tanıştım. Gidip onların dükkanında eşya alırdım. Yani Ermeniler sanatta da, ticarette de ileriydiler. Benim babam da iyi bir Müslüman’dı, beş vakit namazı hiçbir zaman eksik etmedi. Ama bir gün bile “Ermeniler Hıristiyan’dır, oğlum onlardan uzak dur” demedi. Tam tersine, en ufacık din farkı gözetmeksizin, onların en iyi dostuydu. Benim dikkatimi çekiyordu. Neden bunun iyi bir Müslüman dostu yok, bir Hıristiyan Ermeni dostu var, diyordum. Sanıyorum bu şunu gösteriyor: Eskiden iyi bir dostluk varmış, din bunda kesinlikle olumsuz bir rol oynayamamış. Yine milliyet farkı olumsuz bir rol oynayamamış. Şimdi herhalde bu biraz tarihi de aydınlatıyor.
Talihsizlik tarihte nasıl başladı? Kapitalizm ve bunun emperyalist aşaması, Ortadoğu üzerinde İngilizlerin böl-yönet politikaları -buna daha sonra Fransızlar, Almanlar eklenip, günümüzde de Amerika’nın, kısmen Rusya’nın el atmaları- Ortadoğu’yu sömürgeleştirmede kilit ilişkilere ihtiyaç gösterir. Bir de sermaye Ortadoğu’ya yöneldi ve bu da milliyetçiliği geliştirdi. Türklerde milliyetçilik şoven, giderek faşist karakterdeydi. Avrupa’ya yakınlıkları nedeniyle, milliyetçilik Balkanlardaki halkları -Grekleri, Bulgarları, Sırpları, Romenleri- erkenden kurtuluşa götürebilirdi. Ama coğrafi uzaklığı, İslam ülkeleriyle kuşatılmışlığı ve çok kritik bir yerde Türklerle Rusların savaşını göz önüne getirirsek, Ermenilerin Kürtler ve Ruslar arasında bulunması, buna Birinci Dünya Savaşının çok talihsiz bir konumu arz etmesi, en temelde de erken bir Ermeni milliyetçiliği, kendilerine ciddi destek sunamayacak Batılı devletlerle ilişkileri erken bir isyana yol açtı. Erken isyanın Anadolu’da olması Türklerin, Türk milliyetçilerinin şiddetli bir korkusuna yol açtı. Bu, katliam kararına, jenoside götürdü. Bu büyük bir talihsizliktir.
Ermeniler, milliyetçilikleri nedeniyle bir hata daha yaptılar. Onların Ortadoğu’da, özellikle Kürtlerle paylaştıkları coğrafyada olmazsa olmaz koşullarından birisi, bu kader birliğini mutlaka yeni koşullarda da sürdürmeleriydi. Bunu yapmadılar. Onlardaki dar milliyetçilik, onları tek başına daha çok da Batılı devletlere güvenerek sivrilmelerine yol açtı. Sultan Abdülhamit, Hamidiye Okulları ile Kürtleri İstanbul’a çekti. Bunu Ermeni isyanına, Ermeni milli hareketine karşı yaptı. Biraz İslamist, biraz da Kürt aşiretçiliğini birleştirerek o bildiğimiz iğrenç politikayı başarı ile uyguluyor. Kürt egemen sınıflarının desteğiyle bu yapılıyor.
Burada Kürt halkına suçu bulaştırmak hatadır. Kürt halkının kendisi de bunlar tarafından acımasızca ezilecektir. Hatta tarih şunu da iyi tespit ediyor: Hamidiye Alaylarının teşkilinde iki amaç gözetilmiştir: Birinci amaç, Ermeni soykırımına Kürt egemen işbirlikçilerini alet etmekti. Bu başarılmıştır. İkinci amaç, -Ermenilerinkinden daha önemlidir- çağdaş Kürt ulusal uyanışını Hamidiye Alayları temelinde boşa çıkarmaktı. Kuzey Kürdistan’daki işbirlikçiliğe baktığımızda, şu anda yetmiş bine yakın korucusu var. Bunların hepsi Hamidiye politikalarının güncel biçimleridir. Yani Hamidiye Alayları, esasta modern Kürt ulusal kurtuluşçuluğunun bastırılma yöntemidir.
Ermeniler burada büyük bir yanlışlık yapıyorlar; “Bizi Kürtler de katletti” diyorlar. Hayır! Bu oluşturulan işbirlikçilik günümüze kadar da devam ediyor. Ermenilerden daha fazla, Kürtleri en tehlikeli bir soykırımın içine itmiştir. Bunu böyle takdir etmek gerekir. Siz tarihçilerin bu konuda mutlaka önemli bir yapıtı, eseri ortaya çıkarmanız lazım. Bu, düzeltilmesi gereken bir yanlıştır. Yani “Kürtler de bizi katlettiler” denilen Kürtler, esasta Kürt halkını katletmişler. Şu anda bu Kürtler olmasaydı, biz zafer sağlardık.
M. A. Hasretyan.: Bu yolda çalışıyoruz.
A.Ö.: En büyük Kürt hainlerinin büyük çoğunun Ermeni katliamında parmağı vardır, bunu kabul ediyorum. Ama şu anda Ermenilerden daha fazla Kürtleri katlediyorlar. Dolayısıyla Ermeniler kendilerinin talihsizliği, dar milliyetçilikten kaynaklanan erken hareketlenmeleri ve Kürtlerle sağlıklı kuramadıkları, başaramadıkları ittifakları veya ittifaksızlıkları nedeniyle belki de en büyük katliamı ilk yaşayan halklardan birisidir. Ardından da Kürtler aynı süreci yaşıyor, bu halen devam ediyor.
Bu çerçevede, Beyrut’ta yapılan konferansa baktığımızda, zayıf bir umut da olsa bana göre anlamı şurada yatıyor: Tarihin hatalarını tekrarlamamak, tarihte yapılamayanı şimdi yapmak konusunda çok önemlidir. Ermenilerin çok dikkat etmesi gerekiyor. Ermenilerin halen kendilerini fazla beğenmişlikleri var. Biz Kürtler çobanız, fazla medeni değiliz, siyasette de toyuz diyelim. Ama benim dediklerime dikkat etmeleri lazım. Hiç olmazsa beni iyi tanımaları gerekiyor. Akıl sınırlarından geri olmadığımı söyleyebilirim. Onların tüm hareketlerini üç cümleyle izah edebilirim. Şimdi yine saygım var. Ermeni partilerinin çoğunu tanıyorum. Fakat çok gizledikleri bir iç dünyaları var. Sır gibi saklıyorlar. O tarihi açsınlar, çözsünler, hatalarını bir tarafa atsınlar. Doğrularını, kimlerle nasıl birleştireceklerini akıllıca tartışsınlar.
Sanırım Beyrut’ta yapılan konferansta bu biraz açığa çıktı. Korkmalarına, Kürtleri fazla suçlamalarına gerek yok. Kendilerini çok gizlemelerine de gerek yok. Büyük bir açık yüreklilikle yakın tarihi tartışmaya açalım. Dostane, kardeşçe aynı coğrafyayı neden paylaşamadık sorusuna yanıt kadar, nasıl paylaşabiliriz sorusuna da doğru yanıt versinler. Değerli Ozan Aram, “Ermeniler halen sınır peşinde, sınır konusunda siz ne diyorsunuz?” dedi. Dedim ki, ben birçok yer dolaştım, aşağı yukarı üç beş Kürt köyünün olduğu yerde birkaç tane de Ermeni köyü var. Elimi gösterdim ve dedim ki, bu elimi buradan kessek, burası Ermenistan, burası Kürdistan desek ne olur? Yani el ikimize de yaramaz. Ben ulusal kimliği inkâr etmiyorum. Tam tersine, bu kimliklerle -ben buna Türkleri, Süryanileri, Arap’ı, Çerkez’i dahil ederim- yaşarım. Benim için sorun yok.
zagros1989
05-11-2007, 06:39 PM
Kürt özgürlük hareketinin 15 Ağustos 1984 yılında gerçekleştirdiği ilk silahlı eylemle gerilla mücadelesini başlatmasının ardından yüzlerce, binlerce genç delikanlı ve genç kız gerillaya katıldı. Gerilla mücadelesinin başladığı 84 yılından bu yana gerillaya başlayan katılımlar hiç durmadan devam etti. Ancak gerillaya günümüze dek devam eden katılımlarla sadece oğullar ve kızlar değil babalarda dağa çıktı.
Babalardan biri de 1990 yılında dağlara çıkan Medhat... 1992 yılında Erzurum’da bir çatışmada yaşamını yitiren ve 1980 öncesi PKK’ye katılan Turgut Yıldızın kardeşi olan Medhat’ın biri kız biri erkek iki çocuğu var.
Serhat, Zagros, Xankurkê, Kandil ve Behdinan alanlarında kalan Medhat dağlara çıktığında Dilek adındaki kızının 4, Barış adındaki oğlunun ise 2 yaşında olduğunu belirtti. Medhat, gerillaya katıldığı günden bu yana çocuklarını hiç görmediğini, şu an kızının 20, oğlunun ise 18 yaşında olduğunu söyledi.
Medhat, “ikisinin de okula devam ettiği haberin aldım. Ancak ne kadar doğru olduğunu bilmiyorum. Ben onlardan ayrılırken ikisi de henüz çok küçüktü. Şimdi büyümüşler Dilek genç bir kız, Barış ise delikanlı olmuş” dedi.
Çocuklarının karşısına bir gün gerilla olarak çıksalar bile tanımayabileceğini söyleyen Medhat, “hep şöyle bir söz var oğullar ve kızlar dağa çıkar. Birçok babada çocuklarının dağa çıkmasını istemez. Bende şimdi diyorum ki babalarda dağa çıkar. 16 yıl oldu görmeyeli. Biri şimdi 20, diğeri 18 yaşında.”
Kürdistan dağlarındaki baba olan gerillalardan biri de 33 yaşındaki Ferhat. Ferhat, 94 yılından 2001 yılına kadar milislik yapmış, 2001 yılında da eşinin iznini alarak gerillaya katılmış. 94 yılında savaşın gelişmesiyle köyleri korcu olurken, onlar köyü terk ederek İstanbul’a yerleşir. Ferhat ikisi erkek biri kız 3 çocuk babası. Büyük oğlunun şu an 16 yaşında olduğunu ve açık öğretim lisesine devam ettiğini söyleyen Ferhat, “Bu savaş ve mücadele sadece oğul ve kızların katılımıyla bitmez. Baba ve anaların da katılması gereken bir mücadeledir. Bende o yüzden katılarak gerilladaki yerimi aldım” diyor.
Katıldığı günden bu yana çocuklarını görmediği anlatan Ferhat, onları eşine emanet ederek geldiğini söyledi. Ferhat, mücadelenin başarılı bir şekilde biterek Kürtlerin haklarına kavuşmasını isteyen tüm anne babaların mücadelenin bir yerinden başla***** yerlerini almaları gerektiğine inandığını belirterek, “Bu Kürt olarak bir var olma ve yok olma mücadelesidir. Bunun herkes tarafından böyle anlaşılması gerekir. O yüzden hepimizin sorunu ve mücadelesi. Sadece çocuklarımıza bu mücadeleyi bırakarak onların yüklerini ağırlaştırmalıyım. Bizde mücadeledeki yerimizi alarak onlarla birlikte başarıyı gitmeliyiz” diye konuşuyor.
REŞO 5 ÇOCUKLU BİR BABA
Yıllardır dağlarda olan babalardan biri de 5 çocuklu Yüksekovalı Reşo’dur. Reşo, Kürtlükle Kürt tarihine geçen Ali Askeri olayından sonra tanışır. PKK’yle de 1984 yılında sonra Xorone yaylasında çobanlık yaptığı sırada gerillalarla tanışır. İlk tanışmanın ardından Şemdinli eylemeni gerçekleştiren Abdullah Ekinci ile tanışarak milislik yapmaya başlar. Ardından Şeyhmus Yiğitle tanışır, 86 yılında ise deşifre olur. O yüzden aile olarak Yüksekova’ya taşınmış olsa da Reşo bir yıl daha köyde kalarak milisliğine devam eder.
1999 yılında ev ve aile işlerini tamamen bırakarak her şeyiyle mücadelenin hizmetinde çalışmaya başlayan Reşo aynı yıl gerillaya katılır. Reşo uzun yıllar milislik yapmasına milisliği bırakıp gerilla katılmasının nedenlerini şöyle anlatır: “Uzun yıllar milislik yaptım. Ama baktım olacak gibi değil. Yarı evde, yarı mücadele olmakla bu iş olmaz. Bir de hep Kürt çocukları savaşacak değil ya, çocuklar kadar babalar da savaşmalıdır. Topyekün savaş konseptlerine bizde topyekun bir katılım göstererek mücadelede başarı elde edebiliriz ancak.” Reşo katıldığı günden bu çocuklarını görmediğini belirterek, çocuklarından 4’ünün okuduğunu en küçüğünün ise henüz okul yaşında olmadığını söylüyor.
47 YAŞINDA BİR BABA
Mardinli Welat Bagok 47 yaşında ve 1’i kız 4’ü erkek babası. Kerboran’a bağlı Serköy’den olan Welat Bagok’un büyük oğlu şu an 22 yaşında. Welat Bagok en küçük çocuğu olan kızını ise sadece bir kez ve 3 aylıkken gördüğünü söylüyor. Welat, Agit’i (Mahsum Korkmaz) görerek Kürt özgürlük mücadelesiyle tanşıyor. 15 Ağustos atılımından sonra 1992 yılına kadar Midyat bölgesindeki dört milisten biri olarak çalışma yürüten Welat Bagok 92 yılında ise bir daha geri dönmemek üzere dağa çıktı.
Şu an 14 yıllık gerilla milisliğiyle beraber 26 yıllık Kürt özgürlük hareketi mücadelesinin bir neferi olarak göre yapan Welat Bagok, Mardin ve Botan eyaletlerinin birçok alan ve bölgesinde gerillacılık yapmış. Mahsum Korkmazı bir kez görerek bu mücadeleyle tanıştığını, onunla bir daha görüşmek için çok uğraştığını ancak bir daha göremediğini söyleyen Welat Bagok, “ Heval Agitle tanıştığımda henüz yeni evliydim. Onunla tanışır tanışmaz çalışmalara başladım. Çünkü onunla tanışmak mücadelenin kendisiyle tanışmaktı. Onunla tanışan bir kişi mücadelenin dışında kalamazdı. O gün bu gündür bu mücadeleye hizmet etmeye çalışıyorum. Bu süre içinde yüzlerce, binlerce güzel yoldaşım, komutanım oldu. Ancak Agit gibi birini bir daha ne gördüm, nede göreceğimi sanıyorum. O başkaydı” diye konutşu.
1992 yılından 2004 yılına kadar ailesinden hiçbir haber almadığını, yaşayıp yaşamadıklarını dahi bilmediğini söyleyen Welat Bagok şöyle konuştu: “Milislik yaparken de çok fazla görüşmüyordum. Ancak onlardan bir şekilde haberdar oluyordum. Üç ayda, beş ayda bir de olsa ev gidip onları görüyordum. Katıldıktan sonra hiçbir haber almadım. 2004 yılında bizim oralardan gelen tanıdıklar aracılığıyla yaşadıklarına, çocukların büyüdüğüne dair haberler aldım. Daha sonra kızımın bana yazdığı bir mektup geldi. Mektubunda, baba sen beni 3 aylıkken sadece bir kere görmüşsün, ondan sonra görmemişsin. Şu an görsen de tanıyamazsın, bende fotoğrafların olmasa seni tanımam diye yazıyordu.”
Babalar da çıkar dağlara…
zagros1989
05-11-2007, 06:40 PM
Mektup…
“Yok edilmeye çalışılmış bir halkın tüm serüvencilerine...”
Cudi Arif
Sana yazdıklarımın tümünü tekrar tekrar okuyup saklıyormuşsun. Bunu öğrenince oldukça sevindim.
Yaşadığımız analıra her ne kadar yenileri eklenmiş olsa da onlar bende hep saklı ve tazedir. Anılar ki kah güldürür, kah hüzünlendirir ve bazen de beklenmedik bir zamanda acıya boğar. Bu yüzden diyordum ya, “anılar geri gelmiyor, bak ki anılar yok olmasın...”
Bir kaç saat önce, ilkbahar yeşilliğinin örttüğü bir Zağros patikasını yürüdükten sonra arkadaşların bulunduğu kampa vardık. Sekiz yıl önce Munzurlarda ilk defa karşılaştığımız kampa benziyor.
Şimdi uzakta, senin görmek istediğin ama bulunduğun Berlin’den göremediğin kadar çok yıldızın altında, çırçır böcekleri orkestrasının eşliğinde ve arkadaşların garipsediği küçük bir ateşin bir mumluk ışığı altında sana yazıyorum.
Yüzünü bir tebesüm kaplamıştır biliyorum. Biliyorum, her sana yazdığımda beni farklı bir çoğrafyada ve olağandışı bir yerde buluyorsun. Çünkü sıradan bir ortam değil, duygu ve düş gücümün en kısa ifadelere en derin anlamları yükleyen dervişçe yanı ağır basan anılarda yazmayı önemsiyorum. Önemsiyorum, çünkü sana yazdıklarımın bende sürekli taze ve kalıcı olmasını istiyorum.
Evet sen; uzağın en yakın, yakının en uzak biçimi... Birbirimeze en hoşçakal ve en merhaba dediğimiz mekan ve zaman dilimi... Özlemin en üryan ifadesi, kavuşmanın-sarılmanın hüngür hüngür ağlayan halimiz merhaba... Merhaba yakın... Merhaba en ağrıyan ve en güzel yanımız... Merhaba yakınken en uzak halimiz...
Umarım çocuk bakışlarını ve o bakışlarındaki dürüstlük, sevgi ve saflığı koruyorsundur. Beş yıl önce Kevroj köyünde henüz on aylık olan mavi gözlü Soran kızı Fate’yi dün gördüğümde senin o bakışlarını ve saflığı anımsattı. Nenesinin güneşte esmerleşmiş yüz hatlarını ikimizde Kürdün bölünen ve mayınlanmış coğrafyasına benzetmiştik... Fate’nin gözlerine baktığımızda da ikimiz kendimizi borçlu hissetmiştik. Dün ise, köydeki diğer kızlar ile köy çeşmesinde oynarken gördüm ve hemen gözlerinden tanıdım.
Yanımda fotoğraf makinası vardı. Bir kere tek, bir kerede ikimizin fotoğrafını çektirdim. Dünden beri aklımdan gitmiyor, bakışları umuda ve özgürlüğe davet ediyordu. Biliyorum “o zaman bende gelmeliyim” diyeceksin. Tabii, gelme demiyeceğim. Tersine tez gel diyorum.
Ciğerim, sen gelince mavi gözlü prensesi görmeye gidelim. Sana Fate’nin gözlerine baktığımızda gördüğümüz borcun, onun ufak bedeninde nasıl büyüdüğünü göstereceğim. Ve onda dışa vuran geleceğimizin güzelliğini gösterceğim.
Ve yine mızıkçı güleceksin ama giderken bana bakıp sonra ise mızkçı bir gülümsemeyle beni uzun boyunla kollarına alarak kulağıma “kusura kalma can, sana bırakacağım bir hediyem yok ama en çok sevdiğim şu şarkıyı armağan ediyorum” diyip kulağıma fısıldıdadığın şarkıyı öğrendim. İlk defa “açık havada” söyleyeceğim şarkıyı, Fate’ye giderken yolda sana söyleyeceğim.
Bak;
“Uzaklara bakıyorum
Dağlar yakın geliyor
Yakındakiler dağ kadar uzak
Dağları denize kavuşturan sular cağırıyor
Rüzgar sevinç taşıyor şehirlere
Gitmeliyiz, gitmeliyiz
Kendi sularımıza dönmeliyiz
Gitmeliyiz, gitmeliyiz
Düşlerimiz hala sıcakken
Dağların çığlığı çarpıyor
Yüreğimizin ayaklarına
Gitmeliyiz, kendi sularımıza dönmeliyiz
Ölüm, gün batımıysa senin dağbaşlarında
Ölmeliyiz, kendi sularımıza dönmeliyiz
Gitmeliyiz....”
Bak, sen şarkıyının nakaratını sadece mırıldanmıştın kulağıma, ama ben şarkının tümünü, seni çok iyi tanıyan Berfin arkadaştan aldım. Ve önce tek söyleyeceğim sonra ikimiz... Sonra hepimiz.
Böylesi durumlarda gerilla litaretüründe buna “dağ yaratıcılığı” diyorduk değilmi.
İşte geldik yazılı birlikteliğimizin en zor yerine...
Kendi gerçeğimizi yaratma arayışında çıktığımız serüvende sana olan özlemle seni kendi toprağımızda kucaklamaya olan umudumla hoşçakal... Hoşçakal uzak... Hoşçakal özlem... Hoşçakal en hoşçakal zamanımız... Hoşçakal ciğerim...
Cudi Arif
zagros1989
05-11-2007, 06:41 PM
Geçtiğimiz günlerde Önder Apo’nun sağlığına ilişkin avukatları hepimizi şoke eden basın açıklamasını yaptı. Uzman doktorlarca tespit edilen zehirlenme belirtileri, yine aynı bilirkişilerin imzasıyla rapor edilerek dünya kamuoyuna deklare edildi.
Bu somut verilere rağmen TC’nin hükümet ve devlet sözcüleri adeta meslek edindikleri ‘yalan’ spekülasyonlarıyla koro halinde inkara başvurup iddiayı reddettiler. Ve bu yalanlarını resmileştirmek için adaya hemen uydurma-formalite bir heyet gönderip, yalancı bir açıklama yaptırarak içerisine düştükleri kepazeliği meşrulaştırmış oldular.
TC’nin Osmanlı’dan gelme iki yüzlü, yalancı ve azmettirici kültürünü herkes çok iyi biliyor. Öyle bir kültür ki, kendi iktidarını sağlamlaştırmak için babasını bile tanıyamayacak kadar canileşeceğini de herkes iyi biliyor. Nasıl bilinmesin ki, Osmanlı katliamları ve ayak oyunları bütün cihanda destan oldu.
Şimdiki TC yetkilileri, bu tarihten rahatsız değil de ona yaraşırcasına bir pratiği sergilemenin çabası içerisindeler adeta. “Ya kölem olacaksın ya da seni yaşatmam“ belirlemesini adeta bir yaşam felsefesi edinmişçesine kendi dışındakini yok etme üzerinde iktidarını sağlamlaştırmaya ve kendini yaşatmaya çalışıyorlar. Başkasının inkarı üzerinde varolmaya çalışmak ne kadar ahlaki ve yiğitliktir diye düşünmelerini beklemek ahmaklık olur sanırım.
Değinmek istediğim konu, TC devletinin çirkin geçmişi değil. Söz konusu olan, bütün her şeyimiz Önder Apo’nun sağlığı ve yaşamıdır. Şu an sahnelenmek istenen oyunu çok iyi görmemiz gerekiyor. Öyle anlaşılıyor ki “Kürt’e bu dünyada yaşam hakkı yok” inkarı üzerinde anlaşmaya varılmış bir kez daha. Bunun için askeri, siyasi, diplomatik, yalancı basın vb. birçok cepheden saldırarak Kürt halkının özgürlük mücadelesi kuşatma altına alınıp ezilmek isteniyor. Bu kökten imha etme komplosunun başında da Önder Apo gelmektedir. Gerillaya yönelik imha girişimlerinin artırılması, operasyonun en temel ayaklarından birisi oluyor. Yine legal alanda siyaset yapan halkımıza, onun sözcülerine yönelik tutuklama furyası yaygınlaştırılmakta, böylelikle psikolojik baskı ve korku ile sindirmeye, soğutmaya ve pes ettirilmeye çalışılmaktadır. Kirli savaş silahşör kliğinin en sağlam personelleri olan Yaşar Büyükanıt ve İlker Başbuğ, son olarak Newroz öncesi tehditlerde bulunarak adeta “Direnen onurlu Kürt ezilecektir“ mesajı verilmiştir.
Bütün bu gelişmeler, üzerinde kafa yormayı gerektirmeyecek kadar net ve aşikardır. Halk olarak kıstırılıp boğulmak istendiğimizi, etrafımızdaki çemberin çok iyi farkında olarak ona göre adımlarımızı atmak durumundayız. Direnmekten başka bir seçenek tanınmıyorsa o zaman en layıkıyla direneceğiz. Kürt’e yaşamı zindan etmek isteyenlerin yaşamının da zindan olacağı iyi bilinmelidir. Bu kadar pervasızlaşmanın cesaretini ordu, silah ve askeri teçhizatlarından alıyorlarsa, bu çağda silahın kudretinin hiçbir şeye bedel olmadığını söyleyeyim hemen. Silah sadece arkasında kendini gizlemekten ibaret bir araçtır. Önemli olan inançla yüklenmiş yürek ile savaşmaktır. Yüreğini bir Önderin aşkıyla bilemiş bir halk ordusunu kim sindirebilir ki? Eğer Kürt halkının payına toplu katliamlar, kıyımlar ve yeni jenositler öngörülüyorsa bu hevesin kursaklarında bırakılacağı da herkesçe bilinmelidir.
Kürt gençliği olarak zafere kadar bu mücadelenin her evresinde bu halkla olmanın sözünü verdik. Evet, Rêber APO onurdur ve bedeli ne olursa olsun bu onur uğruna sonuna kadar mücadele edeceğimiz herkesçe iyi bilinmelidir.
Amed’deki kıvılcım Ankara’ya, Berlin’e, Paris’e, Londra’ya ve dünyanın her tarafına sıçrayacaktır. Kürt gençliği olarak bulunduğumuz her yerde büyük bir örgütlülük ile eylemliliklerimizi daha da yükselteceğiz.
Haydi gençler!
Newroz’la beraber halkımızın savunma çemberini oluşturalım ve Önder Apo etrafında ateşten bir çember olalım. Öyle bir ateş olalım ki değmek isteyen kirli elleri emelleriyle beraber cayır cayır yakalım. Bu sürecin gölgesinde kendini gizleyenlere, değil bir selamı esirgemeyi, onca bedel vermiş bu halk yüzüne tükürüp lanetleyecektir. Bunun için gölgede değil gün yüzüne çıkalım ve yüreğimizi güneşin ısısıyla doldurarak “BÊ SEROK JİYAN NABE” şiarıyla eylemlerimizi doruklaştırıp zehire panzehir olalım!
zagros1989
05-11-2007, 06:44 PM
Önderligimizin Özlü Sözlerinden bazilari...
"Şehitlik; kavraması ve gereklerinin yerine getirilmesi en zor olan bir kavramdır. Şehidi anlamak, şehide hakkını vermek, şehidin vasiyetine göre yaşamak bir devrimcinin en temel ve başta ele alması gereken görev ve sorumluluğu olduğu gibi, bunu egemen kılmak, onun savaşımını kesin vermek, bağlılığın en vazgeçilmez bir gereğidir."
"Ceza kanunun 125.maddesinde cezalandırılmamla birlikte tarihin ahlaki ve siyasi açidan beraatinin kesin olduğuna inancımı belirtiyor, Demokratik Cumhuriyet’e onurlu ve adil bir barış için hizmette bulunmayı en yüce erdem, fazilet olarak selamlıyor, saygılarımı sunuyorum."
"PKK sonu gelmemiş bir roman, bir şiir, bir turku. Gün ışığına çıkan çiçektir, yaşama duruştur, doğanın renge renkliğine açılışıdır, bütün yaşam damarlarına kan verilmesidir. Yaşama yürüyen kanın partisidir. Diriliş için doğasında bir şey varsa onun yeşillenmeye, çiçekleşmeye açma girişimidir. "
" Benim idama karşı tavrım, Sokrates`in olgunlaşmış tavrıdır "
"Karşılıklı bir birimizi affedelim. Affetmek de değil karşılıklı yanlışlarımızı ortaya çıkarıp, itiraf edip, gerçekleri ortaya çıkaralım. Uzlaşma ancak bu şekilde olur"
"Şerefli bir ölüm yaşamanın en güzel ifadesidir."
"Ruhunu satmama, bütün renkleri, bütün sesleri bir sanatkar inceligiyle hissetme, anlam verme benim için önemlidir..."
“ Sehitlerimizin her biri bir parça vatan, her biri bir kahraman...onlar, özgür Kürdistan’in vatanin çiçekleridir...Onlar, yeni özgür toplumda bir gül gibi dipdiri yasayacak, kipkizil bir gül gibi toplumun her bir kösesini süsleyecek ve özgürlük atesinin sürekli aydinlatan alevleri olacaklar...”
“Büyük hedef sahibi olmak için büyük ruhunuz olmali. Ruhunuz büyük duyacak. Özgürlügü duyacak, topragi duyacak...”
“Uygarliksal ilerlemeyi her zaman hayranlikla karsilayamiyorum. Bunun içinde birçok kirin, insanliga karsit gelismelerin oldugunu görüyorum. Ve bu tuzaga düsmemek için ilkel kalmayi, en azindan birçok yanimla ilkel olmayi tercih ediyorum. Ilkellikten vazgeçmenin büyük bir tehlike olacagini düsünüyorum. Bütünüyle güncel olmak, bana göre önemli oranda insan olmaktan vazgeçmektir...”
“Dagda yasamanin kurallari oldugu gibi, güllerle, gül bahçesinde dogru yasamanin da kurallari vardir. Güller en kizgin savasin verildigi yerde güzel biterler. Savasin olmadigi yerde harabeler, harabenin oldugu yerde güller bitmez. Gül savasi ister, savas gül ister. Her büyük savasçinin oldugu yerde gül bahçeleri biter. ”
“Tarihte binlerce adsiz Sehidi ve niçin son nefesini verdiklerini söyleyemeyecek durumda olanlarin son sözlerini söylemek istedim. Dilsiz birakilan, nerden, nasil vuruldugu, çaresizlige mahkum kilindigi bile belli oymayan bir halkin, tarihin en eski ama ihanete en çok ugramis halkinin gerçegini, çigiliklarini yansitmak istedim. ”
‘‘Tarih günümüzde gizli ve biz tarihin baslangicinda gizliyiz"
‘‘Sosyalizmde israr insan olmakta isrardir"
‘‘Tarihi anlamak, günümüzü anlamaktir"
‘‘Sehitlerimiz bütün caglarin özünü günümüze getiren tasiyicilardir"
‘‘Devrimci eylem, tarihi düzelten eylemdir"
‘‘Tarih bir yasam bilincidir, suurudur"
‘‘Bana göre tarih, hala yasanmasi gereken bir yastadir"
‘‘Gerçek cesaret, baris kisiligini gelistirmektir, gücü olanlar bunu yapabilir"
‘‘Her sey baris ve demokratik bir gelecek için"
‘‘Tarih ve gelenek neyse, günümüz ve gelecek odur"
‘‘Gelecegi kazanmak, olumsuz tarihi mirastan çikarmakla mümkündür"
"Kendinizi satmayin, kendinizi çok ozgur kilin çok guzel kilin, sizden ilham alinsin."
"Bir degil binler sizi sevsin."
"Aslinda egitim bir terbiyedir bu halki buyuk terbiyesizler haline kim getirmis."
"Bana kendini yakin hisetmek demek, nekadar basarirsaniz o kadar yeriniz var demektir, ne kadar emek sahibiyseniz o kadar anlaminiz, ne kadar estetikseniz o kadar hayranligim olur demektir."
Abdullah Öcalan
zagros1989
05-11-2007, 06:48 PM
Gelo çıma ew çiya u zozan iro be deng mane.Gelo çıwiken ber lata çıma iro naken çikeçik
Gelo awe çema,bılbıle ser lata çıma iro na nalinen. gelo gelo susınu,beybun çıma hemuya
pere xe weşandine u mane rut u tazi.Gelo çıma erş u esiman iro nakewın lakırdiya.Gelo
zaroka nu hat lı ser dıne çıma iro ne keriya.Gelo çıma mın kewukek sıpi berda u yekek reş
mın we geriya.Gelo hewalno,çıma pore babemın e sıpi iro xe reş deriyane.Gelo ma em nel lı
ser dınyayene?Gelo xezaye çıma iro ruyek e kes reş xe da nişandan
çı buye lı welatemın,kurdıstana mın çı buye çı buye hewalno,xuşkno bırano dayikno bawno
hemu welate mın kurdıstana mın çıma xe reş gıredaye.ew asimane ew kes bedew iro ewrek reşo
u tari xe lı peçaye. bele bele bele mın jı bawe xe pırsiye u jı mınre goti ye SEROKE MIN,KURDISTANAMIN
HEBUNAMIN IŞK U EVİNA MIN iro ketiye lı deste dıjmıne xun meşde.
''''BÜTÜN DÜNYANIN ÇELİŞTİĞİ NOKTADA,
ÇÖZÜM MERKEZİ OLMANIZ DİLEĞİYLE
zagros1989
05-11-2007, 06:49 PM
Ölümünün 24. yılında Mehmet Karasungur’la anılar (38 kez okundu)
İlk askeri komutanımız Mehmet Karasungur (120 kez okundu)
Sabri Agit (1306 kez okundu)
Turnam gidersen Serhat’a (471 kez okundu)
O tam bir inatçı Zaza'ydı (2818 kez okundu)
Kahraman Derik (Reşid Şekir) (1269 kez okundu)
HAMİT (Cemil ASLAN) (319 kez okundu)
Bir uçurum çiçeği Berivan (404 kez okundu)
Ülkemin Kalbi (206 kez okundu)
Yürek Yoldaşım Newal’a Mektup (289 kez okundu)
Cobra Celal (792 kez okundu)
Seni Nisan yağmurlarıyla tanıdım Liceli Kız (1182 kez okundu)
Kapıdaki üç nisan gülleri (731 kez okundu)
ZİLAN'I DOĞRU ANLAMAK (4847 kez okundu)
ZİLAN BÜYÜK BİR SÖZLEŞMEDİR (3563 kez okundu)
zagros1989
05-11-2007, 06:50 PM
Sitedeki Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir..
Sitedeki Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir..
ultraslandogus
05-11-2007, 06:52 PM
windows sys ye nasıl gırıyoz ya tam anlatın sunu
zagros1989
05-11-2007, 06:56 PM
Sitedeki Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir..
zagros1989
05-11-2007, 06:57 PM
Sitedeki Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir..
haber
05-13-2007, 02:44 PM
zagros1989
bu YAZDIKLARINI hepsini okudum ve cok tesekür ederim - cok ilgilenmissin. Buraya fazla uzun cevap yazmak istemem cünki kimse uzun ANLATILAN seyi burda okumaz. LAIK`lik ne demek sende bilirsin. Politikalan ilgileniyorsun tebrikler. KISACA sunuda söylemis OLAYIM - birlik beraberlik olmayan yerde DÜSMANLIK olur. Eyer Türkiyede bu birlik beraberligi YAKALAYAMASSA ve Millet LAIK`lik ANLAMINI halen ANLAMAMISSA bu yol kötüye gider. Arkadan SALDIRANLAR ön plana CIKAR ve onlarin ARKASINDA cark bastan baslar - SANIRIM ANLAMISINDIR.
ne mutlu Türküm diyene! bunun ne demek oldugu bilmeyenler var - Bir gercek var ve bütün dünya sunu görüyor ve Türkiye gösteriyor - Miting`lere bir bak - hersey ACIK ortada - Laik Türkiye iste burda ve bunu bozmak isteyenler var ama BASARAMIYACAKLAR - kimleri kast ettim bilirsin herhalde.
Senin burda vermis oldugun Adresler bilinen Adresler ve YAZILARINDA dedigin gibi - modern cag - herseyi görüp ögrenmek LAZIM bilmek LAZIM ve dogru KARARI vermek LAZIM. Simdi Laikligi desteklemiyenler ve düsmanca davrananlar gün gelecek AMBARGOYA ugrucaklar - sömürülücekler - bu cok ACIK ortadadir.
Bu YAZDIKLARIMI eyer seni iyi cözdüysem ANLIYACAKSIN.
haber
05-13-2007, 03:31 PM
zagros1989
BAKIYORUM sadece benim yüzümden buraya üye olmusun gibi - SUNUDA YAZAYIM - simdi gündemde olan BAGIMSIZ Adaylar var ve bunlar kim sorusuda AKLA geliyor demi?
habi BAKALIM - BARIS dolu günler icin.
dj-umut
05-13-2007, 08:13 PM
cooooook sacma hemde acayip sacma kardes sende hackerim diyp duruyorsundur hahaha cok komiksin ya :D
haber
05-13-2007, 08:58 PM
dj-umut`cum ben Hackerim hic demedimki !!!!!!!!!!!!! ve sunuda ekliyeyim hemen - böyle Unsecure gibi hack programmlari kullananlarada ben Hacker demem gülerim. Yok index mis vesayre falan filan - eyer bunlara siz Hacker diyorsaniz :D baskalarinin yaptigi programlarla Hacker olunmaz CANIM :D herkezin bir özelligi vardir ve onu gizler - ACIKLIYAN saten hic Hacker deyildir - sen biraz öyrende sonra YAZINI yaz. IP nizi gizleyin gibi bürsürü seyler okuyorum cok ama cok komik seyler bunlar - IP yakalayip e-mail adresi bulmakta yokalize cok kolay seyler yaw - buna Hacker denmez - msn Hackleri gibi cocukoyuncaklari bunlar bunlarada Hack demen ben - sende bilirsin umut`cum bir PKK sitesi yok olur yenisi hemen gelir - eeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeehhhhhhhhhhhhhh bunami Hackerlik diyorsun sen :D ben bunlara Hacker deyil sadece vakit gecirme derim!!!!!!!!!!!!! ASIL Hacker ne demek bilmiyorsun!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!
sen saten buraya sadece YAZI yazmaya gelmissin birazda birseyler paylassan - mesala hangi derneklere KATILIYORSUN;)
Ati-Kadem
05-13-2007, 09:03 PM
DENEYELİMM
dj-umut
05-13-2007, 09:13 PM
dj-umut`cum ben Hackerim hic demedimki !!!!!!!!!!!!! ve sunuda ekliyeyim hemen - böyle Unsecure gibi hack programmlari kullananlarada ben Hacker demem gülerim. Yok index mis vesayre falan filan - eyer bunlara siz Hacker diyorsaniz :D baskalarinin yaptigi programlarla Hacker olunmaz CANIM :D herkezin bir özelligi vardir ve onu gizler - ACIKLIYAN saten hic Hacker deyildir - sen biraz öyrende sonra YAZINI yaz. IP nizi gizleyin gibi bürsürü seyler okuyorum cok ama cok komik seyler bunlar - IP yakalayip e-mail adresi bulmakta yokalize cok kolay seyler yaw - buna Hacker denmez - msn Hackleri gibi cocukoyuncaklari bunlar bunlarada Hack demen ben - sende bilirsin umut`cum bir PKK sitesi yok olur yenisi hemen gelir - eeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeehhhhhhhhhhhhhh bunami Hackerlik diyorsun sen :D ben bunlara Hacker deyil sadece vakit gecirme derim!!!!!!!!!!!!! ASIL Hacker ne demek bilmiyorsun!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!
sen saten buraya sadece YAZI yazmaya gelmissin birazda birseyler paylassan - mesala hangi derneklere KATILIYORSUN;)
ben paylasim yaparsam milletin isine yaracak bi paylasim yaparim herkess senin gibi paylasim yapsa bu site bunun gibi sacma selyerle dolup tasardi buda sana kapak olsun ha bide "pkk" hack a gecelim bunun pkk haklemekle ne alakasi var allah askina?????
körkuyu
05-13-2007, 09:16 PM
güzel bir şey
aLLy82
05-13-2007, 09:19 PM
abi bunu okulun pc lerine uygulucam :D:D:D:D :D:D:D
[TiT_RéiS]
05-13-2007, 09:20 PM
denerim bi ara zuahahahaa:D
dracomehmet
05-13-2007, 09:22 PM
Biraz Zor Ama Denielim ......................................
day_walker
05-13-2007, 09:22 PM
evet deniyelim:D
haber
05-13-2007, 09:55 PM
dj-umut`cum sen ANLAMADIN galiba ------ HACK`le hic ALAKASI yok bu isin !!!! amac sevmedigin hoslanmadigin kisilere bu sekil ZARAR verebilirsin - kime ARTIK orasina sen karar ver. Evinde oturcagina: CIK DISARI Vatana HIZMET et yöntemi bu. ARTIK simdi sen ne düsünürsün bilben. Simdi ANLASILDI SANIRIM ve illaki internetcafe olmasi sart deyilki - FANTAZINI kullan. istersen söyle de yapabilirsin zamanin olursa ve kimseye yakalanmassan? dikkat YAZIYORUM: ac bilgisayari CIKAR ( RAM`mi) icinden. :D NASIL ??? birazda deli olmak LAZIM bu tür seyleri YAPMAYA OK.
dj-umut
05-13-2007, 10:04 PM
tamam iyi anliyorum anlattiklarini ama baska bi baslik bulsaydin pkk hack degil ama neyse bunu unutalimda senin dedigin yöntemler cok zor ve tehlikeli be kardesim
haber
05-13-2007, 10:13 PM
simdi ANLASTIK iste dj-umut
benim AMACIM da ilgi cekmekti saten - herkez PKK sitelerini HACKliyelim diye tuturuyor ve hackleyin diyorlar - Hack`te kullanilan programlar belli ve baska özel yöntemler - benim yöntem tabiki manyakca tehlikeli ama illaki PKK olmasi sart deyil:D bu tür is saten bir kac saniyelik is (heycan) okadar. Bak bir arkadas ne diyor okulda deneme ederim diyor:D saatlerce ugrasmaya gerek yok diyorum - bilgisayar karsindaysa is bitmistir saten.
venüs
06-09-2007, 02:49 AM
saol karedeş bu paylaşım için
lastromeo
06-09-2007, 02:50 AM
deniyelim bakalımmmmmm
crusin
06-09-2007, 02:52 AM
Kahrolsun pkk ve yandasları bulsam bi tane şerefsiz öyle yapııcam
tolgahan1961
06-09-2007, 06:40 AM
Selam kardes bu windows sys ye nerden giriliyor yaw su biraz anlatirmisin
CLaSs-ErrOr
06-09-2007, 06:51 AM
free mn_fuzkaBu konu Cok sacma Hersey Zaten fantazinize kalmis K I L I T xx mn_fuzka xx
Copyright ©2000-2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by 3.0.0